Enes’in günlüğünden

Mayıs 8, 2009

Ebeveynlerimiz bizlerden  üstün başarı ve kendilerini onure edecek sonuçlar  beklerler ve başarısızlığa uğradığımızda büyük bir düş kırıklığıyla sitem etmeye başlarlar… Okula başladığım günden beri ailemin bu beklentileriyle karşılaştığım için, ilkokulda sadece onları mutlu etmek için çalıştım ve bütün emellerimi onların beklentilerine feda ettim. Matematiği, Türkçe’yi, müziği hatta resim yapmayı dahi onların onayını almak ve onları mutlu etmek için öğrendim. Bu benim için emanet bin başarıydı… Annem ve babam için  okula gidiyordum, onlar için bir şeyler öğreniyordum ve onlar için bir meslek edinecektim… Bu nasıl bir şeydi ki, okula gidiyorum, ders çalışıyorum, oynuyorum yaşıyorum ama bunların hiçbirini kendim için yapmıyorum… Sanki bir bedende başkaları için yaşayan emanet bir çocuktum ne garip! Amacım sadece yukarıdan aşağı pekiyi yazan bir karne getirmek ya da defterimin baş köşesine kırmızı kalemle atılmış bir imzaya ulaşabilmekti.

Hiç unutmam ilkokul dördüncü sınıfta öğretmen fen bilgisinden yazılı yapmıştı da zayıf almıştım. O akşam eve geldiğimde babam elindeki gazeteyi yere fırlattı ve sert bir şekilde senden utanıyorum diye bağırmıştı. Başımı yere eğmiş ve odama giderek gizlice ağlamıştım. Bu olaydan sonra günlerce kendimi suçlamış ve büyük bir hata yaptığıma inanmıştım… Zayıf almanın  büyüklerin gözünde hiç affedilmeyecek kadar vahim   bir hata olduğunu düşünmüştüm. Bu hatayı yapmamak için, çok çalışıyor ve  gayret sarf ediyordum… Yedinci sınıfa kadar bu gayretlerimi  sürdürdüm. Ama artık yorulmuştum, çünkü emanet bir yükü taşıyordum sırf büyüklerim ve çevrem için ders çalışıyor ve onların memnun kalacağı bir not almaya uğraşıyordum. Bütün amacım buydu… Bazen ben kimim diye soruyordum ama bir türlü kendim olamıyor, kendimi bulamıyordum… Fedakarlık güzel bir şey ama insanın kendisini tamamen unutup da, sadece başkaları için yaşaması gerçekten yorucu… Kaldı ki ben küçük bir çocuktum ve bu baskı beni haddinden fazla yoruyordu.

Sekizinci sınıfta derslere karşı iyice soğudum ve artık kitapların yüzüne bile bakmadan okula gidiyordum. Tabi bunun sonucunda da arka arkaya zayıf almaya  başladım. Doğrusu bu durum artık beni etkilemiyordu. Çünkü ben zaten not almak ve çevremi mutlu etmek için mücadele ediyordum ve bu durum beni gerçekten yormuştu artık kendim olmak istiyordum. Bıraktım, her şeyi, bıraktım… Ve sınıfın en tembel öğrencileri arasında yer almaya başladım. Bendeki durağanlık ailemi öğretmenlerimi ve çevremi çok rahatsız etmişti ve onlar benim mutlu olup olmadığıma hiç bakmadan sadece notlarım üzerinde yoğunlaşıyorlar, notlarımı düzeltmenin yollarını arıyorlardı. Oysa ben mutsuzdum, önce mutlu bir çocuk olmak istiyordum… Notlarım düştükçe aile içindeki sorunlar artıyordu. Artık aptal olduğuma inanmaya başlamıştım. İçimden “biraz da kendim için bir şeyler yapmak istiyorum, kendim için de yaşamak istiyorum” demek geliyordu ama çevrem buna müsaade etmiyor ve beni kendi beklentilerine doğru zorluyorlardı. Birçok konuda  büyüklerime saygım vardı ve annemle babamı gerçekten seviyordum. İnancım, geleneğim, kültürüm konusunda beni teşvik edebilirler, bana doğruyu anlatabilirlerdi ve ben bunları seve seve kabul ederdim. Ama kardeşim bırakın da, giysilerimi, okuyacağım bölümü, arkadaşlarımı, mesleğimi… kendim seçeyim, kendim tercih edeyim… Buna da müsaade etmelerini bekliyordum…istediğim sadece buydu. Allah aşkına bu kadarına hakkım yok mu?

Lise birinci sınıfa geldiğimde bütün derslerim zayıftı. Ailem bu konuda çok baskı yapıyor ve sürekli  “hadi git biraz ders çalış, zaten senden adam olmaz…” türünden hırpalayıcı sözler söylüyorlardı. Artık kendimi kaybetmiştim. Ben kimdim? İç dünyamda, farklı bir Enestim, çevremle ilişkilerimde farklıydım… Kendimi bulmaya çalışıyordum ama bir türlü fırsat vermiyorlardı…

Bu dönem aldığım psikolojik destek kendimi toparlamama yardımcı oldu.  Burada ilk defa öğrendiğim her şeyi kendim için ve çevremdeki insanlara faydalı olmak için öğrendiğimi ve bütün bunların bana fayda  getirebileceğini fark ettim. Kendim için? Ne kadar da ilginç geldi bana… Çünkü ben her zaman ötekiler memnun etmek için yaşamaya zorlanmıştım… Artık, okuduğum her şeyi öğrenmek ve faydalanmak  okuyordum… Ve bu aşamadan sonra derslere bakış açım değişti daha keyifle çalışmaya başladım… Ayrıca empati geliştirerek ailemi anlamayı, onları olduğu gibi kabul etmeyi, haklarına saygı göstermeyi  de öğrendim.

Aynı yılın birinci döneminde zayıflarımın büyük çoğunluğunu kurtarmıştım. Bunu başarmıştım, çünkü artık kendim olabiliyordum, kendimi tanıyor, kendime değer veriyor kendimi seviyordum… Bütün bunların ardında başarı zaten kendiliğinden geliyordu….

Entry Filed under: Aile Danışmanı Fatma Tuncer Yazıları, Eğitim, Kişisel Gelişim, psikoloji, Çocuk Eğitimi, Çocuğum ve Ben. .

1 Comment Add your own

  • 1. s€r€n  |  Ekim 20, 2009 at 4:21 pm

    =)

    Yanıtla

Leave a Comment

Required

Required, hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Kategoriler

Son Yazılar

Aile Danışmanı Fatma Tuncer Yazıları

Son Yorumlar

tijeen on Nazar Köşesi :)
cansel on Hz.Ali’nin (k.v.) dilinden…
murat on Cünüplükle ilgili Sorular
Eşarp on Tesettür Giyim-1
fatma on ihanimwordpresscom-hijab-200

Popüler Yazılar

Etiketler

Aile bebek bebek odası bebek süsleri beşik bilim bilinçli anne baba Cinsellik Doğum Kontrol ekitap erkek erkek odası erkeğin kadına arkadan yaklaşması ev hali evimiz evlat günah Hamilelik hanımlar haram hayırlı ilim ilmihal islam Kadın kadın ilmihali kadınlar karyola karı kitap koca kul Kuran kuranı kerim kız odası nikah Nişan sağlık yatak Âilemiz Çocuk Odası çocuk çocuğum İslam soruları şerli

RSS Bizim aile

Arşiv

Blog İstatistikleri